Çiğ Köfte

Adıyaman yöresinde eski bir medeniyetin krallarından olan ve putlara tapan Nemrut, Hz. İbrahim'i tek tanrıya inandığı için yakmaya karar verir. Halkına verdiği emir ile krallıktaki bütün ağaç ve odun parçalarını büyük bir meydanda toplatır. Evlerde yemek pişirmek için odun parçası kalmamıştır ve ateş yakılmasını yasaklamıştır. Hz. İbrahim’ i yakmak için meydana toplanan ağaç ve odun parçaları yakılacak tek ateştir.
Halk kralın emriyle günlerce tahta parçalarını meydanda toplamıştır. Dağda avlandığı için bu emirden habersiz olan bir avcı, avladığı geyiği evine getirerek eşinden pişirmesini ister. Eş kralın ateş yakma yasağını anlatır. Avcı da çaresiz emre itaat eder. Avcı geyiğin sağ arka budunu ayırır, ince ince taşla döverek ezer. Bulgur, biber ve tuz katarak, ezdiği et ile bunları iyice yoğurur. Çiğ köftenin ilk kez bu avcı ve ailesi tarafından yapıldığı rivayet edilir.’’
Gastronomi kültüründe yer alan bu eşsiz lezzetin ayrıca yukarıda anlatılan mükemmel öyküsü günümüze kadar etkileyiciliğini yitirmeden sofralarımızda yer bulmaktadır. İlimizde ve çevresinde bu öykünün anlatıldığı dönemlerden kalma tarihi eserlerin halen korunuyor olması turizm açısından oldukça büyük bir anlam ifade etmektedir.

Etsiz Çiğ Köfte

Bulgur, buğdayın 12.000 yılını doldurduğu bu topraklarda en az 10.000 yıllık geçmişi olan mucize bir gıdadır. Bulgur, dünyanın ilk hazır gıdalarından bir tanesidir. Altın sarısı buğday tarlalarından tabağımızdaki köfteye gelen hikayesinde bulgur, binlerce yılın hatırasıyla Adıyaman mutfağının da baş tacıdır.  Başımıza taç olan, her derde ilaç olan bir avuç bulgur elde ve evde ne varsa onunla bir araya gelir. Bazen yoğrulur, şekilden şekile girer. Bazen pişer, öğün olur, artar artar da, bereket olur...

Çiğ Köftenin ise bundan 4.000 yıl öncesinden Hz. İbrahim zamanından gelen ve Nemrut’un zulmüyle ortaya çıkan hikayesini duymuşsunuzdur. Şehirdeki bütün odunları kendisine itaat etmeyen Hz. İbrahim’ i yakmak için toplatır. Evini, sofrasını sahiplenen bir kadının bereketli ellerinde ilerde simge haline gelecek müthiş bir lezzetin hikayesi başlar. O bilge kadın Nemrut’un yasakladığı ateşi yakmadan, sanki acının mikrop öldürücü özelliğini bilircesine eti taşın üzerinde biberle döver ve bulgurla karıştırır. Karın doyurma derdiyle ortaya çıkan bu lezzet çok beğenilir.

Peki dünya sürekli değişir de, mutfak yerinde durur mu ? Elbette durmaz. İklimin, ihtiyaçların, kültürün ve zamanın etkileriyle sürekli değişir… Zamanında imkanlar çok kısıtlıdır Anadolu’da. Her zaman taze ve yeterli kaliteye sahip et bulunmaz. Bizim maharetli anneannelerimiz cevizle, farklı malzemelerle öylesine muhteşem köfteler yaparlar ki nesilden nesile aktarılır, ünü şanı bütün Türkiye’ye hatta dünyaya yayılır.  Etsiz Çiğ Köfte lezzetli mi lezzetli, sağlıklı mı sağlıklı bir gıdadır.. O acı köfteyi yanında ayran, bol yeşillik ve salatayla yediğiniz zaman vücudunuza gerekli olan protein, karbonhidrat, lif, yağ ve vitaminleri dengeli bir şekilde almış olursunuz, acının etkisiyle de metabolizmanız hızlanır. Biz Adıyamanlılar işte bu yüzden küfte yemeden kendimize gelemeyiz, gözümüz açılmaz. Bunca önemi ve anlamı olan muhteşem bir lezzetin Çiğ Köfte’nin festivali nasıl olur ? Genlerimizde bile var olan bu kadim dostumuzun, bir avuç bulgurumuzun hikayesiyle, acısıyla tatlısıyla, en maharetliyi seçecek Çiğ Köfte yarışmasıyla, türküsüyle şarkısıyla, sevinci ve heyecanıyla olur, hem de çok güzel olur… 

ASUMAN KERKEZ